Parter Batı Müziği Tarihi, Makale, Biyografi, Eleştiri ve Disiplinlerarası Sanat

Anti-Stalinizm’den Sanat için Sanat’a

Şu an ki durumumuza hiç üzülmeyin eğer dünyaya 1935’lı yıllarda gelmiş olsaydık değişen bir şey olmayacaktı. Patlamaya hazır bir dünya savaşının eşiğinde, diğer yandan da düşünsel savaşlar içerisinde kendimizi bulacaktık.

Georiy Dimitrov Moskova’da, faşist güçleri bozguna uğratma savaşı bir yanda sürerken, Fransa milliyetçilik, faşistlik kavramları ile uğraşırken sanatı da göz ardı etmemişler. Göz ardı etmemişler tabiri az kalır aslında, propaganda aracı olarak ağır silah top tüfek kullanır gibi kullanılmış. Bu sebeple sanat elit bir zümrenin anlayabileceği mehtaplı yaz akşamları etkinliği değil, halkın ölüm kalım savaşı verdiği, devrimlerin yapıldığı yılların en güçlü silahı olarak kullanılmış.

Dimitrov’un Yarattığı Kelebek Etkisi, Dünyada Nasıl Bir Fırtınaya Dönüştü ?

Komintern’in yedinci kongresi 25 Temmuz 1935 tarihinde toplanır. Dimitrov, dünya çapında faşist güçlerin nihai olarak bozguna uğratılması için kullanılacak taktikleri sıralaması ile başlıyor her şey ‘’ Halk Cephesi’’ stratejisi adını verdiği planın parçası, entelektüellerin uluslar arası ittifakına ve liberallerin, taktik amaçlarla, devrimcileri dahil ediyor.

Halk cephesi adı verilen, oluşum sanatçılara ve düşünsel dünyanın isimlerine yeşil ışık yakmak zorundaydı. Çünkü aklın ve yaratıcılığın desteğini almayan hiçbir oluşumun kitleleri pesinden sürükleye yetmeyeceğini biliyorlardı.

Burjuvaları cezbetmek isteyen komünist cephe ise bir yandan kapitalist söylemlerini halının altına süpürmeye başladı. Her şey sanatçıları ve sanatı kendilerine çekebilmek içindi tabii. Komünist parti, tarafından kültürün değeri zorunlu da olsa yeniden doğrulanmıştı.

Sevgili orta sınıf halk, komünistler ile faşistler arasında kapılaşacak büyük bir dilimdi, kimse bu dilimi diğerine kaptırmak istemiyordu.  İki grupta proletaryaya, dekadan ve keyifsiz burjuvazinin karşı tarafa direnebilecek güçte olmadığı ulusal kültürü kurtarmak gibi ulusal bir rol vermişti.

Fransa’da da aynı savaşın kıvılcımı düşmüştür. Fransız Komünist Partisi, birdenbire burjuva kültürü sevdalısı hale gelmiştir. Fransız kültürel değerlerinin tek savunucusu olarak komünistlerin mi yoksa faşistlerin mi çıkacağını belirlemek için aynı mücadeleyi başlattı.

Birleşik Devletler ’de de durum farksızdı. Komünizmin ‘’ 20.yy. Amerikancılığı’’ olduğu iddia edildi. Fransa’daki gibi, Komünistler entelektüellerin kapitalizmin bunalımıyla serbest kalan enerjileri bağlayabilecekleri ve düş kırıklarını içinde çalıştıkları ayrışıklığı azaltmayı umdular. Halk Cephesi, ilerici entelektüellerin bir topluluk ruhu ile çalışabileceği, hatta belli bir saygınlığa erişebileceği bir liman oluyordu. Tabii bu dönemin şartları içinde komünist olmayı seçmek hem kolay hem de en akılcı yoldu.

O yıllar için genel çerçeveye bakacak olursak, özellikle Amerika tarihinde ilk kez yazarlar, tiyatrocular ve ressamlar topluma ayak uyduramayan aykırı toplum üyeleri değildi. Toplumsal rolleri nihayetinde kabul edilmişti. Sanatçıların önemli rol oynadığı Halk Cephesi hareketi, bir bakıma sanatçının yabancılaşmasının bitişini, sanatçının toplumsal çabasına ortak ediyordu.

Dolasıyla bu sonuç bizi, günümüzün ‘’ Devrimci Sanatçı’’ tanımlamasına ulaştırıyor. Hatta ‘’liberal ve demokratik ideallerin bekçileri’’ olarak tanımlıyorlar. Temelli 1935’lı yıllara dayanan komünist-sanatçı işbirliği bu sebeplere dayanmakta, komünist partinin, durumun ciddiyetine varıp entelektüellere saldırmak yerine kucak açması ile başlıyor sanatın ve devrimin hareketi.

Devrimci ve sanatçı birlikteliği ruhunu Sovyet Rusya atmıştı ama ilk hareket Amerikan entelektüellerinden geldi. ‘’Birinci Amerikalı Yazarlar Kongresi’’ ile, tüm yazarların bir arada olacağı hareketi başlattı.

Siyasi dünyanın devrimci hareketi, sanatında toplumsal hareketi kolundan ilerliyordu. Yaşanan toplumsal hareketlilik, modern resme nasıl yansıtılacaktı ?

Halk cephesinde her şey güllük gülistanlık değildi, Paris’te, gerçeküstücüler, epey bir tereddüt geçirdikten sonra, cephenin iyimser görünüşünün hikmeti konusunda korkularını seslendirme fırsatı buldular ve ilk ses çıkaranlardan biri Andre Breton oldu. Soyut ‘’ kültür’’ kavramını savunmayı reddetti, kendisiyle ilgili olarak, bunun, düşmanın kültürünü, burjuvaziyi temsil ettiği kanısındaydı. Güvensizlik hisseden gerçeküstücüler, olaya başka bir boyuta taşıdılar. Toplanacak olan kongre için, sanatın ifade özgürlüğünü konu alan bir mektup gönderdiler.

Diğer yandan da halk cephesi önemli bir isimden destek bulmuştu. Sanat dünyasının dev ismi Picasso. 1937 Aralığında İkinci Amerikalı Sanatçılar Kongresi’ne katılan kalabalık o günlerde hasta ustanın sesini telefondan duyulması müthiş etki bıraktı. Okyanusun öte kıyısından gelen mesaj  Amerikalı sanatçılara Avrupa’da ki yoldaşları ile birlikte oldukları düşüncesini, faşizme karşı mücadeleye doğrudan doğruya ve hemen katıldıkları izlemini, kültürü kurtarmak için birleşmiş cephede Picasso ve öbür Avrupalı sanatçılarla birlikte çalıştıkları duygusunu verdi.

Picasso’nun kısacık mesajına burada yer vermek istiyorum. Çünkü Halk Cephesi kavramının ideolojisinin bir özeti niteliği taşımakta;

.’’ Asilerin uçakları müzelerimizin üstüne bombaları yağdırırken halk ve milisler hayatlarını tehlikeye atarak sanat yapıtlarını kurtardılar ve güvenli yerlere yerleştirdiler. Tinsel değerlerle yaşayan ve çalışan sanatçıların, insanlığın ve uygarlığın en yüksek değerlerinin tehlikede olduğu bir çarpışmaya kayıtsız kalamayacağına ve kalmamaları gerektiğine hep inançlı kaldığımı sizlere bildirme istiyorum.’’

Paul Vaillant- Couturier Paris’e soyut sanatı burjuvaziden çalmaktan söz ederken, Madrid’de faşist bombardımanın ortasında bu tam anlamıyla gerçek oluyordu. Saçma ve teatral olsa da, Picasso’nun mesajı, halk ve milislerin canlarını tehlikeye atarak, yangın bombardımanlarının aydığında, Prado’daki yapıtları kurtarmak için birlikte çalıştığı, düşsel , romantik sahneyi belirler.

1936-1939 dönemi dünya sanat ve siyasi tarihi açısından oldukça çalkantılı bir dönemdi. Birçok entelektüel tavırlarını yeniden belirledi. Dönemin iki büyük belirleyici ismi Troçki ve Stalin sanat dünyasını yeniden şekillendiriyordu adeta. Stalin bir yandan totaliter sanat anlayışını savunurken diğer yandan Troçki’nin bağımsız sanat için ‘’ saf ve gerçek sanat hep yıkıcı ve eleştirel öğe içerir’’. diyecekti.

Troçki,’nin sanat çözümlemesi ve yaşanan toplumsal olayların yansımasını 1938 yılından ‘’Sanat ve Siyaset” başlığı altında anlatır.

‘’ Genel olarak konuşacak olursak, sanat insanoğlunun uyumlu ve eksiksiz bir yaşam ihtiyacının, bir başka deyişle, sınıflı bir toplumun onu yoksun bıraktığı başlıca kazançlara duyduğu ihtiyacın dışavurumudur. İşte bu yüzden, bilinçli ya da bilinçsiz, etkin ya da edilgini iyimser ya da kötümser olarak gerçekliğe karışı çıkmak daima gerçekten yaratıcı bir çalışmanın parçasıdır. Sanattaki her yeni eğilim başkaldırıyla başlamıştır.’’

Kültürün en karmaşık bölümü olan, en hassas ve aynı zamanda a en az korunanı olan sanat en çok burjuva toplumun çöküşü ve bozulmasından zarar  görmektedir. Bu çıkmaza sanat yoluyla bir çözüm bulmak olanaksızdı, çünkü  bütün kültürü kapsayan, kültürün ekonomik temelinden başlayıp ideolojinin en yüksek katmanlarından biten bir bunalım söz konusu olan. Sanat sonuç olarak ne bu bunalımdan kaçabilecekti ne de kendini ayrı tutabilir. 

Sanat ne bir bunalımdan kaçabilir ne de kendini ayrı tutabilir. Sanat kendini kurtaramaz… bu nedenlerden ötürü sanatın çağımızdaki işlevi devrimle olan ilişkisi tarafından belirlenir.

Sanat, Bunalım ve Avangardlar

Toplumsan sorunlar ve belirsizlikler devam ediyordu. Bunların üstesinden gelmek için diğer cephe de ise, avangardların sesi duyulmaya başladı.

Avangardın siyasi söyleminde; tıpkı bilim gibi, sanatında emir-kural kabul etmeyeceğini, kendi yasalarının olduğunu ve aksine tahammül edemeyeceğini söyler. Gerçek bir entelektüel yaratım yalanlarla, iki yüzlülükle ve uygunluk ruhuyla geçinmez. Sanat ancak kendine sadık kalırsa devrimin güçlü bir müttefiki olabilir. (Lev Troçki,’’ Art and Politics’’ Partisan Review editörlerine mektup,1938,s.3)

Bu güçlü söylemler daha sonrasında, Andre Breton, Troçki ve Diego Rivera tarafından ‘’ Özgür Bir Devrimci Sanata Doğru’’ başlıklı manifesto ile pekiştirildi.

Kaynakça

New York Modern Sanat Düşüncesini Nasıl Çaldı & Soyut Dışavurumculuk, Özgürlük ve Soğuk Savaş Sel Yayıncılık Yazar, Serge Guilbaut

Yazar Hakkında

Semra Gül
Parter Batı Müziği Tarihi, Makale, Biyografi, Eleştiri ve Disiplinlerarası Sanat