Parter Batı Müziği Tarihi, Makale, Biyografi, Eleştiri ve Disiplinlerarası Sanat

Aşk, Şölen ya da Serenat

Nicolaitans

” Aşk, sadece bütünün arzusu ve arayışının adıdır.”
Platon, Smyposion

Uzun beyaz örtüler serili bir sofra… ziyafetin birazdan başlayacağı, bolca şarabın içileceği ay ışığının aydınlatığı sessiz bir gece. Şiirler söyleyecek, aşk üzerine konuşacak bolca düşündürecek ağızlar MÖ 416 yılından nefeslerini bize ulaştıracak. Agathon’un evinden, Aristodemos’un duyduklarına Platon’nun Şöleni‘ne ve Leonard Bernstein’in hissetiklerine bakacağız.

Şölen, Platon’un hiç kuşkusuz entelektüel ve felsefi olarak en yüksek yapıtıdır. Platonik külliyatın edebiyat ve şiir ile felsefeyi, eşsiz bir şekilde bir araya getiren şaheserlerinden biridir. Şölen, tüm bunların yanı sıra esas olarak erosu, yani aşkın doğasını ,amacını, doğuşunu ele aldığı için önemlidir.

Platon’un aşk şöleni, akşam üstü başlayıp gece geç saatlere, hatta sabaha kadar süren bir symposion‘da, içkilerin içilip yemeklerin yendiği bir ziyafetin ardından gelen, fikirlerin ortaya konduğu konuşmalar, ilahiler ile şiirlerin okunduğu manevi bir şölen yaratılır. Dönemin Yunan gelenekleri böyleydi; uzun ziyafet sofraları, şaraplar ve inceliklerle örülü sohbet dolu sabahlar…Deipnon, denen ziyafetin ilk faslında, misafirlerin elleri ve ayakları köleler tarafından yıkanır,sedirlere uzanılır ve yemek servisine başlanırdı. Bu türden toplantılarda yemek faslı ne kadar uzun sürerse sürsün ikinci fasıl kadar önemli değildi. Bedensel açlıklar doyurulduktan sonra daha önemli olan ikinci fasıl başlar ve içilen şaraplar eşliğinde şiirler okunur, ilahiler söylenir tanrılara dua edilirdi. Tüm bunlar olurken çalgıcı kadınlar da flavta denilen müzik aletini çalardı.

Yazımın başında söylediğim gibi zaman MÖ 416’da Platon’un arkadaşı Agathon’un evinde, yazdığı ilk tragedya için aldığı ödül kutlanmakta. Şölen gecesi bu kutlamanın ardından 7 ayrı konuşmacının aşk üzerine çekeceği nutuklar ile devam edecektir. Konuklar arasında tabii ki Sokrates’te vardır. Sokrates, kendisini ” aşkın bilgisine sahip olan’‘ , ” onun gerçekte ne olduğunu bilen’‘ biri olarak ifade eder. Şölen bize, Sokrates’in ağzından ”platonik aşk teorisini” öğretir.

Aşk’a övgü aslında erosa yapılan övgüydü. Phaedros, aşk konusunda Platon’un tamamen katılacağı bir şey olarak, erosa olabilecek en yüksek değerin verilmesi, en yüksek övgülerin yöneltilmesi gerektiğini söyler. Bunun içinde iki argüman ortaya koyar. Bunlardan birincisine göre, eros, ilk ve en eski tanrılardan biri olup, evrenin en yüksek ilkesini meydana getirir. Başlangıç anından itibaren bu evrensel gücün, yani aşkın iş başında olmadığı tek bir anın dahi bulunmadığını ileri süren Phaedros’a göre aşk, her şeyden önce var olan ve her şeyi vücuda getiren ilk ilke , hoş tatlı arzudur. Fakat o daha da önemlisi bize verdiği güç ve arzu ile her türlü yüce ve soylu iş ve faaliyetin kaynağında bulunur.

Pausanias ise, erosu bambaşka bir hal olduğunu söyler. Belki de günümüze en yakın yorumu O yapar. O’na göre, tıpkı kozmik anlamda biri Uranus’un kızı, diğeri de Zeus ve Dione’den olma , iki ayrı Aphrodite’nin bulunması gibi , iki ayrı erosun, yani aşkın olması gerektiğini ileri sürer. Biri yüksek diğeri aşağı aşk olarak iki türe ayırır. Aşkın gerçekten de karmaşık bir şey olup aşağı türden diye belirtiği kısmı beden ve şehvet olarak tanımlar, sözde sevilenin sömürülmesine dayalıdır der. Hakiki aşk ise yüksek ya da göksel aşk olup, böyle bir aşk cinsel arzulara dayanan aşkın tersine aşkın saf şekli olarak ortaya çıkar. Bu aşk, hem sevenin hem de sevilenin manevi yönden, bilgi ,mana ve değer bakımından yücelmesine hizmet eder.

Şölen’nin can alıcı kısmını ise sahneye Sokrates’in çıktığı anda olur. Sokrates, aşkı fiziki doyum, duyumsal tatmin alanlarından cıkartıp aşk ile felsefenin, tutku ile aklın, güzellik ile bilimin özdeşliği üzerinden tesis edecek şekilde manevi alana taşımaya yönelen Sokrates , önce aşkın doğasını ortaya koyar. Ona göre Eros bir ruh ya da daimon’dur. Başka bir deyişle,o, bir tanrı değildir, zira tanrılar yetkin olup hiçbir şeye ihtiyaç duymazlar. Yetkin olanın aşktan yoksun olduğunu dile getiren Sokrates açısından, Eros insan da değildir. Tanrılar ile insanlar arasında bulunan Eros, ilahi dünya ile beşeri dünya arasındaki ”boşluğu dolduran ve bütünün kendisinde birleştiren ”tanrısal bir şeydir. Sokrates’e göre Eros ölümsüz değildir ama bir anlamda ölmeyen bir şeydir.

Baş döndürücü bir sofra ve aşk üzerine düşünceler Leonard Bernstein’i da etkilemişti. Bestecinin aşkın farklı türlerini öven- ki bir kısmını yukarıda bahsettik ama siz yine de bu muhteşem eserin tamamını okuyunuz- bir dizi konuşmadan nasıl ilham aldığını görmek gerçekten büyüleyici bir deneyim. Serenat (1954) bu yüzden bile inceliklerle donatılmış bir müziktir. Bernstein’in tüm eserlerinde olduğu gibi bu çalışması da eklektiktir ve Copland’dan,Bartok’tan ve özellikle de Stravinsky’den yankılar bulur.

1950’lı yıllar Bernstein için ilham dolu bir dönemdi. Bu dönemde, Wonderful Town (1953), Candide (1956) ve West Side Story (1957) müzikallerinde yarattığı notalarla Broadway sahnesini yeniden tanımladı . Opera repertuarına Trouble in Tahiti (1952) ile katkıda bulundu . Ve tüm bu yaratıcı faaliyetler , bir orkestra şefi olarak uluslararası ününü yoğun bir şekilde besledi. Bernstein hayatının bu döneminde iki ana besteye odaklandı: operet tarzı müzikal Candide ve solo keman içeren yeni bir orkestra parçası. 1954 yazında tamamlanan bu keman konçertosu , iki taahhüdü yerine getiren beş bölümlük bir Serenade oldu : Koussevitzky Vakfı için çok gecikmiş bir komisyon olarak hazırlanmıştı eser (1951) ve arkadaşı, ünlü kemancı Isaac Stern için keman ve orkestra için bir parça vaadiydi. 1953’ün sonlarından Ağustos 1954’e kadar bir yıldan kısa bir sürede besteleyen Bernstein, Serenade’yi akıl hocası Serge Koussevitzky’nin ve Koussevitzky’nin ilk karısı Natalie’nin anısına adadı . Eser solo keman, arp, yaylı orkestra ve perküsyon için ağırlıklı olarak hazırlanmıştır.

Platon’un diyaloğu, öncelikle sevginin doğası ve amacı ile ilgilidir. Metin, antik Yunanistan’da oldukça basit bir şekilde içki partisi anlamına gelen bir sempozyumda bazı Atinalı büyük düşünürlerin Eros’u öven bir dizi konuşma yoluyla aşkı araştırıyor .

Platon’nun diyalogu ile müzik arasındaki paralellik için şu söylüyor ;

“Müzik, tıpkı diyalog gibi, aşkı öven bir dizi ilgili ifadedir ve genellikle ziyafetteki konuşmacılar aracılığıyla Platonik formu izler.” 

Yani, birbirini izleyen her konuşmacı, bir önceki konuşmacının sözlerinin erdemlerini veya eksikliklerini bir başlangıç ​​noktası olarak alır.  Bernstein’de bunu “melodik birleştirme” denilen bir süreç ile , önceki hareketlerden sonraki öğelerin genişletilmesi veya dönüşüm yoluyla tamamlamıştır.

Spesifik olarak, bu evrim ve dönüşüm kavramı, solo keman tarafından sunulan açılış temasıyla ilişkilidir: aralıkları ve konturları, çalışma boyunca sürekli olarak yeni açılardan ve yeni bağlamlarda yeniden ortaya çıkar ve incelenir. Bu nedenle Bernstein, Plato’dan büyük ölçekli bir çalışmanın en temel unsurlarını, varyasyonların mevcut unsurların detaylandırılmasıyla oluşturulduğu bir süreç aracılığıyla ilişkilendirmek için bir model türetmiştir.

Serenat Skoru, Kapak

Bernstein ‘nin Serenade’si, hiç şüphe yok ki Igor Stravinsky’ye çok şey borçludur ( 1927), Apollon Musagète (1928), Persephone (1933) ve Orpheus(1947), Yunan arketiplerine ve Klasik edebiyat ve mitolojideki temaları cesurca işlemisi ve begenilmesi diğer sanatcılar içinde ilham verici, bakılması gereken bir alan olmuştur. Bu temalar daha sonrasında ve hala tüm sanatlarda bir trend haline geldi. Pablo Picasso, genç koreograf George Balanchine gibi Yunan konularına ilgi duyan isimlerden. 

Sanatçı eserin adıyla ilgilide küçük bir keşkesi olmuştur. 1986’da gelecekteki biyografi yazarı Humphrey Burton ile yaptığı röportajda Bernstein, eserin “orijinal olarak Sempozyum [ancak] bu başlıktan vazgeçtim çünkü insanlar kulağa çok akademik geldiğini söylediler. Şimdi buna pişmanım. Keşke unvanı korumuş olsaydım, insanlar neye dayandığını bilselerdi… Platon’un en kısa diyaloglarından biri ve aşk konusu. Bir ziyafette yedi konuşma, tabiri caizse yemek sonrası konuşmalar. Aristophanes, Agathon, Sokrates ve kendisi tarafından… bu gerçekten bir aşk parçası. ” diyerek eserini ve kendi için olan önemini ifade etmiştir.

Sempozyum ve Serenat Örgüsü

8 Ağustos 1954’te, müziğini tamamladıktan bir gün sonra, Bernstein, dinleyiciye için bir dizi “kılavuz ” olarak her hareket neye karşılık geldiğini anlamaları için aşağıdaki açıklamaları yazdı:

I. Phaedrus; Pausanias (Lento; Allegro marcato). Phaedrus, aşk tanrısı Eros’a övgü ile sempozyumu lirik bir söylevle açar. (Fugato, solo keman ile başladı.) Pausanias, sevgilinin sevgiliye kıyasla ikililiğini anlatarak devam ediyor. Bu, açılan fugato malzemesine dayalı olarak klasik bir sonat-allegro ile ifade edilir.
[Bu sonat hareketinin ikinci teması, zarif solo keman bölümünde kesikli nota figürlerini ve uyumsuz aralıkları içerir.]
II. Aristophanes (Allegretto). Aristofanes bu diyalogda yatma zamanı hikayesini anlatan kişi rolünde, aşkın masalsı mitolojisini çağrıştırıyor. Atmosfer sessiz bir çekiciliktedir.
III. Eryximachus (Presto). Hekim, bedensel uyumdan aşk kalıplarının işleyişi için bilimsel bir model olarak bahseder. Bu, gizem ve mizahın karışımından doğan son derece kısa bir fugato-scherzo.
[Bu bölüm, tematik olarak bir önceki hareketin kanonu Aristophanes’e karşılık gelen müziği içerir ]
IV. Agathon (Adagio).Belki de diyalogun en dokunaklı konuşması olan Agathon’un panegirisi, aşkın güçlerinin, cazibelerinin ve işlevlerinin tüm yönlerini kucakladığı kısmıdır. Bu bölüm basit bir üç bölümlü şarkıdır.
V. Socrates; Alcibiades (Molto tenuto; Allegro molto vivace).Sokrates, kahin Diotima’ya yaptığı ziyareti, aşk şeytanolojisi hakkındaki konuşmasını aktararak anlatır. Bir iblis olarak aşk, Sokrates’in aşkın derinliği için imgesidir; ve kıdemi, başka türlü hoş ve keyifli bir yemek sonrası tartışmada didaktik ayıklık hissine katkıda bulunur. Bu, önceki hareketlerin herhangi birinden daha fazla ağırlığın yavaş bir girişidir ve Agathon hareketinin orta bölümünün oldukça gelişmiş bir kopyası olarak hizmet eder, bu nedenle gizli bir sonat formunu düşündürür. Bununla birlikte Bernstein, Serenade’sinin finalinde vahşi, Dionysos şenliği atmosferi yaratmakla ilgilenir, ancak altta yatan endişenin ara sıra ipuçları vardır. Bernstein şöyle yazıyor: “ Alcabides ve sarhoş eğlence ekibinin meşhur kesintisi , ruhu ajitasyondan jig benzeri dans müziğine ve neşeli kutlamalara kadar uzanan genişletilmiş bir rondo olan Allegro’yu başlatıyor. Kutlamada bir caz esintisi varsa, umarım bu anakronistik Yunan parti müziği olarak değil, zamansız akşam yemeği partisinin ruhuyla dolu çağdaş bir Amerikan bestecinin doğal ifadesi olarak alınacaktır. ” ve sarhoş kalabalık tarafından yapılan ünlü kesinti, ajitasyondan jig benzeri dans müziğine ve neşeli kutlamalara kadar uzanan genişletilmiş bir rondo olan Allegro’yu başlatır.

Müzik ve metin arasındaki bu korelasyona rağmen, Bernstein biyografi yazarı Humphrey Burton, bestecinin Platonik bağlantıyı daha sonra kompozisyon sürecinde tanıttığını öne sürüyor; Sempozyum ve Serenade karşılaştırması , konuşmacıların düzenindeki ve onların altında yatan duygusal karakterdeki farklılıkları ortaya koyuyor. Örneğin Platon’da Sokrates en önemli ve uzun konuşmaya sahipken, Serenade’de Agathon’un dördüncü hareketi en ağır müziği içerir.  

1954 yazında, besteci William Schuman’a yazdığı bir mektupta, Bernstein şöyle yazdı: ”Serenade’i bitirdim … ve en azından kağıt üzerinde çok güzel görünüyor. İtalyan eleştirmenler bundan nefret edecek; ama ben onu çok seviyorum. ” Ciddi niyetine rağmen, Serenade aydınlatıcı olduğu kadar yön değiştiriyor. Biyografi yazarı Burton, yapıtın “aynı zamanda Bernstein’ın bir portresi olarak da algılanabileceğini gözlemledi: birinci bölümde görkemli ve asil, ikincisinde çocuksu, üçüncüsünde gürültülü ve şakacı, dördüncüsü dingin bir şekilde sakin ve yumuşak, bir kıyamet yüklü peygamber ve ardından finalde cazip bir ikonoklast. “

Aşk sanata dönüştürüldüğünde tanrısal kökenine ulaştırır karşısındakini. Erostaki son dönüşümün yolculuğudur bu. Müzikle, resimle,şiirle bir ayartma ile başlayıp üst insana ulaşmak için çıkılan örneklerin şahitliğinin çoğalması dileği ile…

Kaynakça:
Platon,Şölen İş Bankası Kültür Yayınları 2019
Ölmeden Önce Dinlemeniz Gereken 1001 Klasık Müzik, Ceretta Yayıncılık, 2008 sy:658

Yazar Hakkında

Semra Gül

Yorum Yap

Parter Batı Müziği Tarihi, Makale, Biyografi, Eleştiri ve Disiplinlerarası Sanat